Kanuni Sultan Süleyman, Oğlu Şehzade Mustafa’yı 1553’te Neden Boğdurttu?

Zahit Atçıl

Değerlendirme: Serhat Aslaner

Türkiye Araştırmaları Merkezi tarafından düzenlenen Tez/Makale Sunumları programı çerçevesinde Ekim ayında İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tarih bölümü öğretim üyelerinden Zahit Atçıl’ın Osmanlı Araştırmaları’nın 48. sayısında (İstanbul, 2016) yayınlanan “Why Did Süleyman the Magnificient Execute His Son Şehzade Mustafa in 1553?” başlıklı makalesini dinledik. Makalenin başlığını da teşkil eden soruyu Venedik, Habsburg, Fransız ve Fars kaynaklarından hareketle yanıtlamaya çalışan Atçıl, sunumuna literatürdeki yaygın algıyı özetleyerek başladı. Buna göre Şehzade Mustafa, Rüstem Paşa ve Hürrem Sultan’ın ittifakıyla, halk tarafından çok sevilmesine rağmen, babasının gözünden düşürüldü ve nihayet boğdurtuldu. Bu kurguya göre amaç, Sultan Süleyman’dan sonra tahta Hürrem Sultan’ın oğullarından birisinin geçmesini temin etmekti. Osmanlı fütuhatının ilerlemesi de bir anlamda bu amaca kurban edilmişti. Bu tezin muğlaklığını Venedik arşivlerinde yaptığı araştırmalarda fark ettiğini ve “Acaba bu olay başka bir şekilde anlatılabilir ve anlamlandırılabilir mi?” sorusundan hareketle bu çalışmaya giriştiğini belirten Atçıl’a göre ise her şeyden önce şehzade boğdurulmasaydı da Osmanlı fütuhatı devam edemeyecekti. Zira o çok bilindik cümle ile ifade edecek olursak “Osmanlı doğal sınırlarına ulaşmıştı”. Kaldı ki Sultan Süleyman’ın Safeviler üzerine yaptığı seferin amacı, fetih/savaş değil, Safevileri barışa zorlamaktı. İkinci olarak fütuhat devam etmese de veraset problemi devam edecekti.

Şehzadenin boğdurulmasının bir saray içi kavga veya Sultan Süleyman’dan sonra tahta geçmesi kuvvetle muhtemel Şehzade Mustafa yerine Hürrem Sultan’ın kendi çocuklarından birisini tahta geçirebilmek için Rüstem Paşa’nın da desteğini alarak durumu lehine çevirme hamlesi olduğunu düşünmek ilk bakışta anlamlı gibi görünse de bazı çelişkili durumları izaha kafi gelmiyor. Özellikle, Sultan Süleyman’ın şehzadenin ölümü sonrasında (bir şekilde süreçte dahli olduğunu düşündüğü için) görevinden azlettiği Rüstem Paşa’yı iki yıl sonra –sefer dönüşünde– neden tekrar sadarete tayin ettiği ya da oğlundan geçen bir padişahın sadrazamından neden vazgeçemediği sorusu bu çerçevede cevaplanmaya muhtaç bir soru. Atçıl’a göre bu sorunun cevabı Rüstem Paşa ile Sultan Süleyman’ın bu süreç öncesinde bir mutabakata vardıkları, Sultan’ın paşayı azletmek (zira İstanbul’a geri gönderir) suretiyle şehzadenin başına gelenleri ona fatura ettiği ve böylelikle özellikle yeniçeriler arasında ortaya çıkacak öfkeyi Rüstem Paşa’ya yönlendirmeyi düşünmesidir. Bu konjonktürel olarak Sultanın elini rahatlatırken, sefer sırasında geçen iki senelik süre de Rüstem Paşa’ya yönelecek tehditleri azaltacaktır.

Şu hâlde izah edilmesi gereken bir başka nokta ise Sultan Süleyman’ın şehzadenin bertaraf edilmesiyle esas olarak neyi amaçladığıdır. Zahit Atçıl, bu noktanın izahında gözden ırak tutulmaması gereken hususun, şehzadelerin padişah olma süreçlerinin aynı zamanda farklı toplumsal kesimlerin kavgalarının bir yansıması olduğunun ve bu yansımanın kendisini askerî sınıf (ulema-ordu-bürokrasi) üzerinde belirgin hâle getirmesi olduğunun altını çiziyor. Aslında Şehzade Mustafa’nın, Ayas Paşa’ya yazdığı mektuplardan hareketle, sağlığında babasının yerine tahta geçmeyi düşünmediğini biliyoruz. Ancak Osmanlı kaynaklarının bahsetmediği, Atçıl’ın Venedik arşivlerinde rastladığı senato kayıtlarında ve şimdiye kadar çok az dikkat çekmiş olan bir anonim “relazione”deki bazı bilgiler, hikâyenin seyrini değiştirecek detaylar ihtiva ediyor. Buna göre Rüstem Paşa orduyla beraber yola çıktığı zaman yeniçerilerden bir kısmı ordudan ayrılarak Şehzade Mustafa’nın elini öpmeye gidiyorlar ve dahası Şehzade Mustafa gelen bu grubu hoşnutlukla karşılıyor. Yani Şehzade Mustafa ve taraftarları itaat hiyerarşisini sarsacak bir eylem içerisine giriyor. Mevcut anlatıyı bu detaylarla birlikte değerlendiren Atçıl, Sultan Süleyman’ın Şehzade Mustafa’yı boğdurmasındaki esas gayenin hanedanı, farklı toplumsal kesimlerin çatışması şeklinde cereyan eden “tahta kim geçecek” kavgasının içerisinden çekip çıkarmak, bu kavganın üzerinde konumlandırmak olduğu şeklinde yeniden yorumluyor.

EDİTÖRDEN

SEMİNERLER

Vakıf faaliyetlerinin en gelenekseli olan seminerler, her yıl güz ve bahar dönemlerinde gerçekleşiyor.

DETAYLI BİLGİ


BİZİ TAKİP EDİN

Vakfımızla ilgili gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakabilirsiniz.