Umut ve Endişe Arasında: Amerika’daki Türk Ailelerde Ebeveyn-Ergen Çocuk İlişkileri

Aslıhan Nişancı

Değerlendirme: Gülcan Saat

Mart ayının ikinci Tezat toplantı dizisi çerçevesinde 29 Mayıs Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü’nden Dr. Aslıhan Nişancı “Amerika’da Yaşayan Türk Gençlerinin Adaptasyon Deneyiminin ve Psikolojilerinin Aile Merkezli Olarak İncelenmesi” başlığıyla hazırladığı doktora tezi üzerinden bir sunum yaptı.

Nişancı, araştırmanın amacının kimlik oluşum süreci olan ergenlik dönemini göçmenliğin nasıl etkilediği, bu durumun ergenlerin ruh hallerini, çevreye adaptasyonlarını ve iyi olma durumlarını nasıl biçimlendirdiğini ortaya koymak olduğunu ifade etti. Tezinin bulgularına geçmeden önce çalıştığı literatür hakkında bilgi verdi.

Nişancı, literatürde karşımıza çıkan iki önemli kavram olan “kültürleşme stresi” ve “göçmen paradoksuna değinerek konuşmasına devam etti. Kültürleşme, iki farklı kültürün karşı karşıya gelmesi ve karşılıklı dönüşmeleridir. Ana akım kültürle karşılaşıldığında yaşanan adaptasyon sorunları kültürleşme stresini oluşturmaktadır. Kültürleşme stresinin göçmenlerin iyi olma halini teorik düzeyde olumsuz etkilediği değerlendirilmiştir. Birinci kuşağın daha fazla stres yaşaması bir sonraki kuşağın daha az stresli olması beklenirken gözlemlenen durumun böyle olmaması göçmen paradoksu olarak karşılık buluyor. Üçüncü kuşağın ikinci kuşaktan, ikinci kuşağın birinci kuşaktan daha fazla stresli olmasına bireyselleşme, modernleşme, yalnızlaşma gibi faktörlerin sebep olduğu, bu durumun etkisiyle iyi olma hallerinin aşağı çekildiği görülmektedir. Birinci kuşağın sosyal olarak destekleniyor olmaları, aile bağların kuvvetli ve dini kurumlara ilişkilerin güçlü olmaları iyi olma hallerini olumlu yönde etkilediği ortaya konmuştur. Kültürleşme stresi ve göçmen paradoks birbiriyle çelişik gibi gözükse de farklı göçmen gruplarında gözlemlenebilmektedir.

Nişancı araştırmasını iki problematik üzerine oturttu. Bunlardan ilki Amerika’da Türk göçmen anne-baba olmanın ebeveynlik deneyimlerini ve aile ortamını nasıl etkilediği; ikincisi ise ebeveyn-çocuk ilişkilerin ve aile ortamının ergen iyi olma halini nasıl etkileyebileceği. Kavramsal çerçeve olarak kültürleşme kuramını eleştiren, insanların deneyimlerini kategorilere indirgemenin yanlış olduğunu vurgulayan, açık uçlu soruların ve gözlemlerin kullanıldığı eleştirel kültürleşme kuramını ve bireyleri kendi sosyal çevrelerinde katman katman bir çevrenin bağlamı içerisinde mikro, mezo ve makro düzeyde değerlendiren ekolojik yaklaşımı kullandığını ifade etti. Araştırma Chicago ve çevresinde yaşayan, gönüllü, ebeveynden birinin birinci nesil göçmen 12-19 yaş arası çocukları olan, ABD’de en az 2 yıl beraber yaşamış, sosyoekonomik, dindarlık ve eğitim düzeyleri farklı 14 aile ile gerçekleştirildi. Ebeveyn ve ergen görüşmelerinden yola çıkarak iki araştırma sorusuna cevaplar aradı.

Ebeveynlerin Amerika’daki sosyalleşme deneyimleri, Amerika’ya dair algılarının yanı sıra Türkiye’deki geniş aile desteğinden Amerika’da mahrum kalmaları, ebeveynlik deneyimlerini ve ebeveyn-çocuk ilişkilerini etkileyen faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır. Neredeyse tüm ailelerde çocuğunu Amerikan kültüründe kaybetmekten duydukları yoğun endişelerin olduğuna dikkat çeken Nişancı, göçmen ebeveynlerin kendi kültürlerini öğretme konusunda da endişelerinin olduğunu belirtti.  Ebeveynlerin Türkçe öğretme konusunda ciddi bir duyarlılık olduğuna değindi.  Nitekim araştırma esnasında yapılan görüşmelerde ebeveynler Türkçeyi tercih ettikleri halde ergenler İngilizceyi daha akıcı konuştuklarından İngilizceyi tercih etmişlerdi. Ergenlerin Türkçeyi kullanmakta sorunlar yaşamaları Türkiye’deki aile ile iletişim kurmalarını engellerken, ailenin birlikte geçirebileceği TV seyretme, müzik dinleme gibi sosyal vakitleri de kısıtlamaktadır.

Göçmen ebeveynler Türkiye’de çok katı, rekabetçi eğitim anlayışından ziyade çocuklarının yeteneklerini keşfedildiği, sosyal beceri edinebildikleri Amerikan eğitim sistemini avantaj olarak görüyorlar. Çocuklarının iki kültür, iki din arasında kalmasından çok rahatsız olduklarını ifade eden ebeveynler, çocukların iyi Müslüman imajı oluşturmalarını bekliyorlar. Nişancı, ebeveynlerin dindarlık anlayışlarının farklı olmalarına karşın İslam’ın terör ile birlikte anılmasından duyulan rahatsızlığa dikkat çekti. Ebeveynler çocuklarını, dinlerini ve kültürlerini öğrenebilecekleri Türk toplumunun yaptığı etkinliklere katılmalarını teşvik ediyorlar. Anne-babalar ve ergenler arasındaki norm farklılıklarının –izledikleri filmler, dinledikleri müzik tarzları, kılık kıyafet tercihleri, temizlik anlayışları, yemek tercihleri, saygı anlayışındaki farklılıklar- çatışmalara sebep olduğunu söyleyen Nişancı sunumunu bu tespitle sonlandırdı.

EDİTÖRDEN

SEMİNERLER

Vakıf faaliyetlerinin en gelenekseli olan seminerler, her yıl güz ve bahar dönemlerinde gerçekleşiyor.

DETAYLI BİLGİ


BİZİ TAKİP EDİN

Vakfımızla ilgili gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakabilirsiniz.