Osmanlı İstanbul’unun Eğlence Kültürü ve Karagöz

Ali Şükrü Çoruk

Değerlendirme: Fatma Deniz

İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ali Şükrü Çoruk, Osmanlı İstanbul’unun Eğlence Kültürü ve Karagöz başlıklı konuşmasına, eğlence kültürünün tarihçiler tarafından göz ardı edildiğini ancak tarihin konusunun genişlemesi ile birlikte bu konuda yapılan çalışmaların arttığını ifade ederek başladı. Çoruk’a göre, eğlence kültürü konusunda yapılmış en yetkin çalışmalar Metin And’a aittir. Eğlence; özellikle eski kültür göz önüne alındığında, insanın bilgilenmesini de sağlayan ve kaynağı din olan bir kültürdür. Örneğin şaman ayinlerinde, dua nitelikli şiirler okunması, hem müzik, hem dans hem de gösteriye yer verilmesi söz konusudur. Diğer kültürlerde de benzer eğlenceler din menşelidir.

Eğlence kültürü söz konusu olduğunda, her şeyin en iyisi, en rafine hali sarayda yaşanır. Sarayda, cüceler gibi, padişah ve saray ehlini eğlendiren kişiler istihdam edilir. Bu amaçla istihdam edilen kişiler arasında Yeniçeri Ocağı’ndan maaşını alanlar da olmuş ve saray halkından kimselerin buradan maaş alması kimilerince ocağın bozulma sebepleri arasında gösterilmiştir. Her padişah eğlenceye farklı derecede önem vermiştir. Örneğin, II. Mahmut, III. Murad ve II. Ahmet’in eğlenceye düşkün olması Lale Devri’nin eğlence kültürüne hizmet etmiştir. Ayrıca, saray efradının dışarı çıkarak yeni kültürlerle tanışması ve karşılaşması sonucunda İstanbul’a yararlı olacağı düşünülen adetler ve kişiler, yani taşranın zenginlikleri İstanbul’a getirilmiştir. Örneğin Nabi bunlardan biridir. Dolayısıyla İstanbul kültürü, sadece kendine ait, kapalı kalmış bir kültür değil, dışarıdan da beslenmiş bir kültürdür. İstanbul’a taşradan getirilmiş olan Karagöz, İstanbul’a gelince taşradaki halini bırakıp başka bir boyut kazanmıştır.

Çoruk, toplumda yer alan muhtelif eğlence aktivitelerini, örneğin; düğün, lohusa ziyareti, bebek ziyareti, hamama gitme ritüeli, kız çocuğunun okula başlama töreni ve okuma bayramı gibi çeşitli pratikleri muhtelif minyatür ve görsellerle de destekledi. Çoruk, toplumun eğlence kültüründe ve günlük yaşamında yer alan din ve cinsiyet faktörleriyle ilgili olarak, ev içi ortamında Müslüman ve gayrimüslim kadınlar arasında çok fazla fark olmadığını, hatta Batılı seyyahların Ermeni ve Rumları da Osmanlılaşmış ve Türkleşmiş Hıristiyan kabul etmelerinin söz konusu olduğunu belirtti. Bu bağlamda, hamama gitme aktivitesi de bilhassa kadınlar arasında yaygın olan bir pratiktir. Erkek meclislerinde köçekler, kadın meclislerinde ise çengiler dans eder. Yani, erkek ve kadın meclislerinde dans edenler farklıdır.

Tomak oyunu, cirit oyunu, tütün içilmesi (o zamanlar üst düzey kadınlar arasında da oldukça yaygın ve misafirliğe gidildiğinde ikram ediliyor), salıncakta sallananları seyredip kazara ya da bilerek düşen olunca da gülünmesi, mesire yerlerine gitmek de yaygın olan diğer eğlence biçimleri. Önceleri mesire yeri olarak son derece revaçta olan Kâğıthane, Tanzimat döneminde eleştirilmeye başlanır çünkü istenmeyen olayların yaşandığı, ayakaltı bir mekâna dönüşür. Sonrasında Göksu’ya taşınır mesire yerleri. Tarabya da en üst düzey mesire yerlerinden birisi olur.  Kışları düzenlenen şiir meclisleri, latifeler ve fıkralar anlatılan helva sohbetleri de eğlence kültürünün bir parçasıdır.

İstanbul eğlence kültürünü yönlendiren unsurlar Tahtakale’de yer alır. Tahtakale’de yer alan, oyuncu ve sanatçı kahveleri ve hanları müşterilerini beklemekte ve organizasyon düzenleyenler, Tahtakale’ye gelerek oyuncu ve sanatçılarla anlaşırlardı. İmparatorluğun çeşitli yerlerinden gelen bu sanatçılar, iş dâhilinde herhangi bir organizasyona katılmadıklarında ise çarşı pazarlara gider ve hünerlerini sergilerlerdi. Eğlence piyasası buradan yönetilirdi. Çoruk, gölge oyununun temellerine ve Osmanlı’ya gelişine dair muhtelif görüşler olduğunu da ifade ederek, Metin And’ın bu sanatının kökenini Endonezya’ya dayandırdığından bahsetti. Ancak başka kültürlerde başka figürlerle yer alsa da Karagöz ve Hacivat figürlerinin Osmanlı’ya ait olduğunu vurguladı.

Gölge oyunu tasavvuf çevrelerinde de kullanılan bir oyundur. Tasavvuf içerikli olan perde gazelleri diye bir tür vardır. Yani oyun ilk çıktığında tasavvuf öğretilerini açıklama amacıyla kullanıldığı söylenebilir. Muhyiddin ibn Arabî’nin kendi felsefesini müritlerine açıklamak için gölge oyunundan istifade ettiğini Bursalı Mehmet Tahir bir makalesinde anlatır. İbn Arabi’nin “Bizim bu dünyadaki konumumuz perdeye yansıyan gölgeler gibidir” düşüncesi gölge oyununu tasavvuf öğretisinde kullanmaya elverişlidir. Asıl ismi Hayal olan, halk arasında ise sevilip yaygınlık kazanan ve Karagöz oyunu olarak bilinen bu oyunu seyretmek caiz midir tarzında sorular da gündeme gelmiş ve şeyhülislama başvurunlar olmuştur.

EDİTÖRDEN

SEMİNERLER

Vakıf faaliyetlerinin en gelenekseli olan seminerler, her yıl güz ve bahar dönemlerinde gerçekleşiyor.

DETAYLI BİLGİ


BİZİ TAKİP EDİN

Vakfımızla ilgili gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakabilirsiniz.