“II. Abdülhamid’in İç Politikası: Bir Dönemlendirme Denemesi”

Gökhan Çetinsaya

Değerlendirme: Serhat Aslaner

Türkiye Araştırmaları Merkezi’nce düzenlenen Tez/Makale Sunumları programı bünyesinde Aralık ayında Gökhan Çetinsaya hocamızı, “II. Abdülhamid’in İç Politikası: Bir Dönemlendirme Denemesi” makalesi münasebetiyle misafir ettik. 2016’da Osmanlı Araştırmaları’nda yayınlanan makalenin oluşum süreci aslında yıllar evveline, Türkiye Araştırmaları Merkezi tarafından 18-19 Ekim 2008’de düzenlenen “Vefatının 90. Yılında II. Abdülhamid Atölye Çalışması”nda sunduğu ve tartışmaya açtığı Abdülhamid devri iç politikası konulu tebliğine dayanıyor. Bununla beraber hocanın bu konuya ilgisi Osmanlı ve yabancı devlet arşivlerini kullanarak hazırladığı doktora ve hatta yüksek lisans çalışmaları yaptığı yıllara kadar uzanıyor. Çetinsaya konuşmasını -makalesinde de yaptığı üzere
-yararlandığı temel kaynakları zikrettikten sonra iki problematik üzerine oturttu. Bunlardan ilki, II. Abdülhamid devri siyasi rejiminin karakterini belirleyen temel ilkelerin neler olduğu; ikincisi ise, 33 seneyi bulan bu devrin iç politika açısından farklı karakteristikler arz eden hangi alt dönemlere ayrılabileceği.

Çetinsaya’nın, büyük ölçüde 2011 senesinde tamamladığı ancak araya giren bürokratik görevleri nedeni ile 2016’da son hâlini verdiği makalesinde kullandığı temel kaynakların başında arşiv kaynakları, sultanın bizzat kendi beyanlarını ihtiva eden muhtıralar, devlet elitleri tarafından muhtelif konularda hazırlanan çok sayıda lâyiha geliyor. Geniş bir ikincil literatür taramasından beslenen Çetinsaya, ikincil literatür bakımından iç politika ve rejimin niteliği çerçevesinde çığır açıcı akademisyenler olarak nitelediği Engin D. Akarlı, Kemâl Karpat, Feroze Yasamee ve François Georgeon’un çalışmalarının yanısıra, Ahmet Cevdet Paşa, Tahsin Paşa, İbnülemin ve Hüseyin Atıf Bey gibi çok önemli dönem şahitliklerinden de fazlasıyla yararlandığını belirtti. Yukarıda zikredilen ve konuşmanın da ana gövdesini oluşturan iki problematik çerçevesinde ise mesele şu şekilde özetlenebilir:

II. Abdülhamid devri siyasi rejiminin karakterini belirleyen temel ilkeler:

Siyasi muhafazakârlık: Kökleri Tanzimat devrine ve Yeni Osmanlı düşüncesine karşı Tanzimat paşaları tarafından savunulan ve bir anlamda meşruti sistem karşıtlığına tekabül eden mevcut siyasi sistemin devamını temin etmek (o dönem açısından meşrutiyet sistemi liberalizm ile özdeş olarak görülüyor) ki bu bir sonraki ilke ile ikiz kabul edilebilir.

Mutlakiyet: Mutlak monarşi, İmparatorluğun mevcut etnik ve dini yapısı göz önünde bulundurulduğunda sorunların çözümü için en etkin çözümlerin üretilebileceği bir yapıdır.

Merkeziyetçilik: Adem-i merkeziyet, tevsi-i mezuniyet, otonomi gibi kavramlar karşısında ve uygulamalar karşısında II. Abdülhamid kuvvetli bir şekilde merkeziyetçiliği savunmaktadır.

İttihad-ı İslam: Tanzimat’ın Osmanlıcılık politikasına mukabil, imparatorluk nüfusundaki nisbî ağırlığı sürekli artan müslüman tebeanın öncelenmesini (dış politika aracı olarak Panislamizm veya sünnî-şiî yakınlaştırma projesi ile karıştırılmamalı) amaçlayan başka bir ifade ile Müslüman millet tasavvurunu gerçekleştirmeye çalışan ilke.

Reform: Bütün prensip ve politikaların gerçekleşmesini mümkün kılan temel prensip. Zira hemen her alanda reformlar yapılmaksızın imparatorluğun bekasını temin etmek mümkün değil.

Statüko: Reform ilkesi ile çelişiyor gibi görünse de aslında “statüko” ilkesi, her hususta aşırı ihtiyat sahibi olmaya, çatışma alanlarını tahrik etmek yerine uzlaşmayı öncelemeye, statükoyu sürdürmeye tekabül etmektedir.

Bu ilkelerden özellikle kriz dönemlerinde nisbî tavizlerin verilebildiğine de örnekleri ile işaret eden Çetinsaya, II. Abdülhamid döneminin ve iç politikasının altı döneme ayrılarak incelenebileceğini belirterek bunları şu şekilde sıraladı:

1. 1876-1878 dönemi: Meclis-i Mebusan’ın açılması ile başlayan bu dönem özellikle son altı aylık dilimi itibariyle kritik ve müteakip yıllar açısından belirleyici bir öneme sahiptir. Meclis-i Mebusan’ın lağvedilmesi, Ayestefanos Antlaşması, Kıbrıs’ın İngiltere’ye verilmesi, Berlin Antlaşması ve Abdülhamid’i oldukça etkileyen Çırağan Vakası/Ali Suavi’nin darbe teşebbüsü bu dönemde gerçekleşmiştir.

2. 1878-1882 dönemi: Berlin Antlaşması’nın karara bağlanmayan maddeleri (Bosna Hersek, Karadağ ve İran sınırları meseleleri), Rusya’ya ödenecek savaş tazminatı, Düyûn-ı Umumiye’nin kurulması ve bazı iç meseleler (Ermenilerle meskûn vilayetlerde reform, Hidiv ailesinin tahrikiyle Arap hilâfet ve milliyetçilik hareketlerinin kıpırdanmaya başlaması) dönemin öne çıkan problemlerini teşkil ediyor. Öte yandan reform ve hesaplaşma/tasfiye sürecinin başlaması mezkûr dönemin iki önemli özelliğini oluşturuyor. Bu dönemde yol, su, sulama, eğitim vb. konulara dair çok sayıda lâyiha kaleme alındığı ve Abdülhamid’in, Abdülaziz’i hâl‘ edenleri/meşrutiyet projesini savunanları tasfiye ederek kendi çalışma kadrosunu oluşturduğunu görülüyor. Dönemin en kayda değer ismi ise Ahmet Cevdet Paşa.

3. 1882-1892 dönemi: Nisbî bir barış ve iç istikrar dönemi. Her ne kadar bu dönemde Tunus’un, Mısır’ın işgali, Sudan mehdi isyanı, Doğu Rumeli krizi gibi problemlerle karşılaşılsa da Abdülhamid, taviz vererek, krizi tırmandırmama politikası güderek iç reformlara yoğunlaşmayı tercih ediyor. Eğitim, ordu ve bürokrasideki reformlar ivme kazanıyor. Bu dönem aynı zamanda Sait ve Kamil Paşaların etkin oldukları dönem.

4. 1891-1897 dönemi: Bu dönem Abülhamid idaresi açısından en kritik eşiklerden birisine tekâbül etmektedir. Öncelikle Ahmet Cevdet Paşa’nın ve kuşağının vefat ettiği, Kamil Paşa ve Sait Paşa’nın sadaretten çekilerek devre dışında kaldıkları, sadrazamlarda değişimlerin yaşandığı bir dönem. Bu dönemin sadrazamları Bâbıali tecrübelerinin daha az olması ve Abdülhamid ile daha uyumlu çalışmaları ile ön plandadırlar. Mabeynin bir aktör olarak belirginleşmesi ve saray bürokrasisinin genişlemesi de bu süreçte yaşanan diğer bir gelişme. Sarayın yönetimde ağırlığını hissettirmeye başlamasına mukabil, varlığını hissettiren bir başka şey ise muhâlefetin ortaya çıkması. Bu muhâlefetin bir vechesini rejim değişikliği talebinde bulunan bürokrat ve öğrenciler teşkil ederken diğer vechesini ise devleti mefluç hâlde bırakan Ermeni meselesi teşkil etmekte ve bu unsurlar birbirlerini tetiklemektedirler.

5. 1897-1902 dönemi: Bu döneme rengini veren ve önceki dönemde ortaya çıkan krizleri (Ermeni isyanları, Jön Türk muhâlefeti, büyük devletlerin baskıları) bir ölçüde bitiren veya etkisiz hâle getiren en önemli hadise, 1897’deki Osmanlı-Yunan Savaşı ve bu savaşın galibiyetle sonuçlanması. Ermeni isyanları sonlanması, Jön Türk muhâlefeti dağılma evresine girmesi, büyük devletlerin baskılarının kalkması/azalması, Sultan’ın/Osmanlı’nın İslam dünyasında büyük bir prestij kazanması, bu galibiyetin sonuçları olarak değerlendirilebilir. Georgeon’un ifadesiyle bu dönem “saltanatın doruk noktası”dır. Bu durumun ortaya çıkmasında savaştaki galibiyetin yanısıra, Kayzer’in İstanbul ve Kudüs ziyaretleri ve bu ziyaretlerdeki hilâfet vurgulu demeçleri, son derece şaşaalı geçen Abdülhamid’in cülûsunun 25. sene-i devriyesi ve bu münasebetle hız verilen reform teşebbüsleri de etkili olan diğer faktörler olarak göze çarpıyor.

6. 1902-1908 dönemi: İktidarın, yerli kaynaklara göre Sultan’a, dış kaynaklara göre “saray takımına” (Tahsin Paşa veya Arap İzzet Paşa klikleri gibi) geçtiği, Babıâli’nin gücünü yitirdiği bir döneme işaret etmektedir. Bu dönemde İmparatorluk’un pek çok bölgesinde iç ve dış sorunlarda da ciddi oranda bir artış görülmektedir: Kuveyt, Basra, Yemen, Akabe krizleri, İran’la sınır problemleri, Anadolu vilâyetlerinde (özellikle Erzurum, Trabzon, Diyarbakır, Van, Kastamonu’da) çıkan toplumsal hareketler ve rejimi asıl zorlayan Makedonya krizi. Abdülhamid, saltanatı boyunca karşılaştığı 3 büyük krizden ilk ikisinin, ilki 93 Harbi’nden sonraki kriz, ikincisi 1894-1897 Ermeni krizi, bir şekilde üstesinden gelebilmişken üçüncü büyük krizi yani Makedonya meselesini hâlledemediği için bir karşı hamle ile rejim nihayet bulmuştur. Diğer taraftan 1905’te Rusya’nın, 1906’da İran’ın meşrutî sisteme geçmesi ve daha önemlisi, 1907’de İngiltere ve Rusya’nın müttefik olmasıyla 100 yıllık Osmanlı dış politikasının iflası ve bundan kaynaklanan beka kaygıları da bu süreci tetikleyen önemli gelişmeler olarak dikkati çekmektedir.

Çetinsaya’nın konuşması boyunca işaret ettiği hususlardan birisi de Ahmet Cevdet Paşa gibi dönemin etkin isimleri, iç siyaset bağlamında İstanbul-Mısır ilişkileri, merkeziyet–adem-i merkeziyet gerilimi, siyasî elitizm, entegrasyon, müslim–gayrımüslim gerilimi gibi konulardaki bütüncül çalışmalara duyulan ihtiyaç oldu.

*     BSV Türkiye Araştırmaları Merkezi’nin ev sahipliğinde 18-19 Ekim 2008 tarihlerinde sadece II. Abdülhamid devrini çalışan akademisyenlerin katılımı ile kamuya kapalı şekilde gerçekleştirilen “Vefatının 90. Yılında II. Abdülhamid Atölye Çalışması”nda onbir tebliğ sunuldu ve müzakere edildi. Bu çerçevede sırasıyla; Ali Birinci “II. Abdülhamid’in Biyografisi ve Hatırat(lar)ı”, Ali Akyıldız “Yönetim ve Teşkilat: Merkez”, Abdülhamit Kırmızı “Yönetim ve Teşkilat: Taşra”, Gökhan Çetinsaya “İç Siyaset”,  Feroze Yasamee “Dış Politika/Diploması”, Coşkun Çakır “Malî ve İktisadî Politikalar”, Akşin Somel “Eğitim”, Enes Kabakçı “Muhalefet ve Aydınlar”, İsmail Kara “Din ve Siyaset”, Tufan Buzpınar “Hilâfet Meselesi” başlıklı tebliğlerini sundular. Programın değerlendirme oturumunun hemen öncesinde ise Abdülhamit Kırmızı, atölye hazırlık sürecinde geniş bir literatür taraması sonucu hazırlanan II. Abdülhamid dönemi bibliyografyası üzerine tahlillerini paylaştığı bir sunum gerçekleştirdi.

 

EDİTÖRDEN

SEMİNERLER

Vakıf faaliyetlerinin en gelenekseli olan seminerler, her yıl güz ve bahar dönemlerinde gerçekleşiyor.

DETAYLI BİLGİ


BİZİ TAKİP EDİN

Vakfımızla ilgili gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakabilirsiniz.