Türk Romanı ve Siyaset

Mehmet Samsakçı

Değerlendirme: Ayşe Çıpan

Bilim ve Sanat Vakfı Sanat Araştırmaları Merkezi’nin Şubat ayı konuklarından biri de Edebiyat ve Siyaset başlıklı konuşması ile İstanbul Üniversitesi’nden Doç. Dr. Mehmet Samsakçı’ydı. 1909-1980 yılları arasında yayınlanmış romanlar çerçevesinde Türkiye’de politikanın, politik işleyişin ve partilerin edebiyata yansımalarını değerlendiren Samsakçı, daha geniş kapsamıyla Türkiye’de ve Türk edebiyatında politik bir türden ne zamandan itibaren söz edilebileceği, bu oluşumu hazırlayan faktörlerin neler olduğu ve politik edebiyat dediğimizde akla hangi eserlerin ve yazarların geldiği sorularını cevapladı. Samsakçı konuşmasıyla dinleyicilere 1909-1980 devri roman politika ilişkisini panoramik bir şekilde görme imkânı sağladı.

Osmanlı döneminde politik bir edebiyattan bahsetmenin mümkün olmadığını belirten Samsakçı, idarenin sorgulanamaz ve kutsal kabul edilmesi sebebiyle Osmanlı döneminde sistem eleştirisi yapabilecek politik eserlere rastlamanın imkânsız olduğunu söyledi. Araba Sevdası, Sergüzeşt gibi ilk romanlarda ancak sosyoloji arayabileceğimizi, politikanın ise daha sonraki dönem romanının bir konusu haline geldiğini dile getirdi Samsakçı. Padişahın otoritesinin zayıflamaya başladığı yıllardan itibaren edebiyatın da siyasileştiğine dikkat çeken Samsakçı, Padişahın otoritesini önce âyânla, sonra halkla paylaşmasının edebiyatçıların demokrasiden bahsetmelerine zemin hazırladığını ve edebiyatımıza siyasi kelimelerin girmeye başladığını, vaktiyle siyasi anlamı olmayan hürriyet, vatan gibi kelimelerin siyasi anlamlar yüklenir hale geldiğini sözlerine ekledi.

Politik romanın oluşamaması ya da iyi örneklerin verilememesiyle ilgili Irwing Howe’un “Politik romanın, roman olması için metnin önce roman olması gerekir.” sözünün dikkate değer olduğunu vurgulayan Samsakçı, politik metinlerin çoğunun roman kabul etmekte zorlanacağımız metinler olduğunu söyledi. Tarihî şahsiyetlerin roman kişisi olarak kurgulanmasında biyografik bilginin karakteri tamamen kapatacak şekilde kullanılmasının metinleri yalnızca romana benzeyen biyografiler haline getirdiğini, kurguya dâhil edilememiş tarihî kişilerin bir roman kişisi olamadıklarını belirtti. Çünkü insanı çıkmazları ve trajedisiyle sunmak romandır.

Partilerin oluşumu, Türkiye’de politik hayatın toplum genelinde de etkin şekilde tartışılmasını mümkün hale getirmiştir. Çatışmalar üzerine kurulu bu politik hayatın edebiyata konu olabilmesinin ise çok daha sonralara rastladığını belirtti. Bunun en belirgin örneği olarak 1930 yılında Atatürk’ün isteği ile Halk Fırkası’nı murakabe etmesi için kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın feshedilmesine kadar geçen üç buçuk aylık sancılı ve sıkıntılı politik gerilimi gösterdi. Konunun romana yansımasının ancak 1950’lerde (Reşat Nuri Güntekin, Kavak Yelleri) mümkün olduğunu, konunun ciddi şekilde romana konu olmasının 1960’larda, iyi örneklerin ise 1970’lerde (Kemal Tahir, Yol Ayrımı) gerçekleştiğini vurguladı. Bu gecikmenin sebebi olarak ise devrin matbuatının özellikle süreli yayınlar nezdinde fazla taraflı olması ile metin ve kaynak eksikliği olduğunu, ayrıca dönemle ilgili bazı önemli ve birincil metinlerin çok geç yayınlanmasının da yazarların konu hakkında malumat sahibi olabilme sürelerini geciktirdiğini belirtti.

Konuşmasının son bölümünde Türk romanında politik edebiyatı besleyen örneklere yer veren Samsakçı, dinleyicilere dönemler ve yazarların politikayı ve sistemi algılayışları ekseninde bir okuma listesi sundu. Politik roman denildiğinde akla gelen en önemli iki ismin gerek roman kurgusu gerek politikayı romanda kullanabilme gücü açısından Kemal Tahir ve Tarık Buğra olduğunu belirten Samsakçı, 1909-1912 yıllarında ciddi politik tartışmaların yaşandığını ve bu dönemde Halide Edip Adıvar’ın Seviyye Talip, Yeni Turan ile Müfide Ferit Tek’in Aydemir romanlarının politik edebiyatı besler nitelikte olduğunu söyledi. Mehmet Rauf’un Halas, Burhan Cahit Morkaya’nın Dünkülerin Romanı’nın 1930’larda tek parti yönetiminin devam ettiği zamanlarda yazılan romanlar olduğunu, romanlarında parti meselelerini işleyen Reşat Enis Aygen’in ise kasvetli ve ümitsiz metinler yazdığını dile getirdi.

Parti meselelerinin, özellikle Demokrat Parti’ye kadar kurulup feshedilen partiler göz önünde bulundurulduğunda, Reşat Nuri Güntekin’in Kavak Yelleri, Kemal Tahir’in Yol Ayrımı ve Kurt Kanunu, Tarık Buğra’nın Yağmuru Beklerken romanlarında ele alındığını, Orhan Kemal’in Kaçak, Hanımın Çiftliği gibi romanlarında yine partiden bahsedildiğini ancak değerlendirme ve tenkitlerden uzak durulduğunu belirtti. Bunlara ek olarak Yakup Kadri’nin Panorama ve Hüküm Gecesi’nin de bu bağlamda değerlendirilmesi gereken romanlar olduğunu ifade eden Samsakçı, Attila İlhan’ın Kurtlar Sofrası, Bıçağın Ucu, O Karanlıkta Biz, Sırtlan Payı romanlarında Kuvayı Milliye ruhundan uzaklaşmanın adı olarak Demokrat Parti’nin ele alındığını söyledi. Köylü kasabalı siyaseti ekseninde ise köy enstitülü yazarlara değinen Samsakçı, Erol Toy, Samim Kocagöz, Fakir Baykurt gibi isimlerin yazdıklarının politik edebiyat içerisinde sayılabilecek romanlar olduğunu, ancak bunların toplum sosyolojisi bakımından pek çok sorunları olan bir edebiyat ortaya koyduklarını da sözlerine ekledi.

Samsakçı, 1909-1980 Türk politik edebiyatına genel bir bakış sunduktan sonra romanın bizdeki macerasının geç başlamasının toplum olarak romana ihtiyaç duyulmamasından kaynaklandığını tekrarlayarak sözlerini bitirdi.

EDİTÖRDEN

SEMİNERLER

Vakıf faaliyetlerinin en gelenekseli olan seminerler, her yıl güz ve bahar dönemlerinde gerçekleşiyor.

DETAYLI BİLGİ


BİZİ TAKİP EDİN

Vakfımızla ilgili gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakabilirsiniz.