Osmanlı Hükümeti ve Mısır Meselesi: Adli İlişkiler ve Siyaset (1800-1914)

Mustafa İnce

Değerlendirme: Sedat Albayrak

Bilim ve Sanat Vakfı Türkiye Araştırmaları Merkezi tarafından düzenlenen Tez-Makale Sunumları programına konuk olan Mustafa İnce, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde 2016’da tamamladığı The Ottoman Government and The Egytian Question: Judicial Reform and Politics (1800-1914)” başlıklı doktora tezi üzerine bir sunum gerçekleştirdi. Konuşmada Osmanlı payitahtı ile Mısır eyaleti arasındaki ilişkilerin 18. yüzyıl sonlarından 20. yüzyıl başlarına uzanan seyri ele alındı. Tartışmanın temel başlıkları arasında Mısır’da uygulamaya konulan adli reformların arka planı, Hidiv hânedânının otonomi arayış siyaseti ve bu bağlamda merkezle ilişkileri gibi konular ağırlık kazandı.

İnce, tezinin serüveninden bahsederek başlangıç yaptığı konuşmasına geçen yılın Kasım ayında vefat eden danışmanı Yavuz Selim Karakışla’yı ve sunumdan bir gün evvel kaybettiğimiz değerli türkiyatçı Orhan Okay’ı anarak başladı. Tezin konusunu seçmesinde Mısır meselesine duyduğu ilgi ve ertesinde arşivde karşısında sıkça çıkan Mısır kadılığıkonusuna duyduğu merakın belirleyici olduğunu ifade etti. Dört bölümden oluşan çalışmasının ilk bölümünde Mısır tarihini kısaca ele alırken ikinci bölümde Osmanlı’nın Mısır’da kurduğu adli sistem ve bunun 19. yüzyılda değişme sebeplerini inceliyor. Sunumun da ana konusunu oluşturan üçüncü bölümde Mısır kadılığının 19. yüzyılın ikinci yarısında Mısır ile Osmanlı arasında nasıl mesele haline geldiği detaylı şekilde irdeliyor ve son bölümde ise bu süreçte Kahire ile İstanbul arasında siyasi ilişkilerin seyrini ele alıyor. Mısır meselesinin Türkiye’deki akademik çalışmalarda Osmanlı arşivleri merkezli incelendiğine dikkat çeken İnce kendi çalışmasında mümkün mertebe Mısır arşivlerinden de yararlandığını fakat konuyu daha çok Osmanlı perspektifinden ele aldığını ifade etti.

Kavalalı Mehmed Ali Paşa sonrası Mısır’da adli ve idari reformlar gerek yerli gerek yabancı literatürde birçok çalışmanın konusu olmuştur. Bu çalışmalar hem Osmanlı İmparatorluğu ile Mısır eyaleti ilişkilerinin serüvenini ele alırken hem de Mısır’daki reformların iç ve dış muharrikleri üzerinde durarak, modernleşme teması etrafında Osmanlı’daki Tanzimat sonrası sürece benzer bir literatür oluşturmaktadır. Yoğunluklu olarak kurumlar ve kanunların ele alındığı bu çalışmalarda dönemin Mısır kadılığı ise ihmal edilen bir konu olagelmiştir ki İnce’nin tezi bu ihmallerden kaynaklanan boşluğu doldurmaya dönük önemli bir katkı mahiyetinde.

Mısır kadısı, bölgenin Osmanlı’ya ilhakından itibaren Anadolu kazaskerliğine bağlı olarak merkezden atanan, Mısır’ın adli ve bir takım idari işleriyle görevli eyaletteki diğer kadıların da bağlı olduğu müesseseydi. Mısır kadısı veya başka bir deyişle Mısır mollasının tayin prosedürü şu şekildeydi; öncelikle şeyhülislâm bir kişiyi belirleyerek padişaha sunuyor ardından da padişahın onayı ve fermanıyla atama resmiyet kazanıyordu.  Bu prosedür Mehmed Ali Paşa’nın ardından Abbas Hilmi ve Said Paşa zamanında aynen muhafaza edildi. Said Paşa, Bâbıâli’den Şubat 1856’da aldığı bir imtiyazla Mısır’ın taşra kadılarını ve Kahire’nin mülhakât kadılarını atama yetkisini kendi uhdesine aldı. Buna göre padişah adı Bâbıâli olan sadece Kahire’deki ana mahkemenin kadısını atama yetkisini elinde bulunduracaktı. Mısır tarihinde Mısırlılaştırma denilen süreç Said Paşa devrinde hız kazanarak askeriyenin ardından bürokrasi ve nihayet adliye teşkilatı ile devam etti. Buna göre mahkemeye sunulan belgelerin Arapçaya çevrilmesi zorunluluğu getirildi, mahkeme çalışanları da Mısırlılar arasından seçilmeye başlandı.

Hidiv İsmail Paşa döneminde Mısır kadılığı İstanbul ile Kahire arasında iyiden iyiye bir meseleye dönüşür. Normalde kadı bir yıllığına merkezden atanır ve süresi umumiyetle uzatılmadan geri dönerdi. Şubat 1874’te Mısır kadılığına atanan Abdurrahman Nafiz Efendi süresini doldurunca Hidiv İsmail kendisini mazulen Mısır’da tutttu. Halefi olarak atanan Âsım Efendi’nin de süresini doldurmasıyla Hidiv İsmail payitahta bir telgraf göndererek (Mart 1876) bir takım imtiyazlar ister. Buna göre Mısır kadısı merkezden niyabet olmaksızın asaleten atanacak, maaşı Mısır tarafından ödenecek ve fakat harçları da Mısır hükümetine kalacak, naibleri ise Hidiv tarafından belirlenecekti. Nafiz Efendi’nin de tekrar atanmasının istendiği bu yeniliklerle Sultan Abdülaziz’in saltanatının son günlerinde kabul edilen bu sembolik yetkiler Hidiv’in elini güçlendirdi. Nubar Paşa’nın da göreve getirilerek Nizamiye Mahkemelerine benzer kurumların vücuda getirildiği bu dönemde Mısır kadısı olarak Nafiz Efendi’nin tercih edilmesinin sebebi bu reformlara ses çıkarmamasıydı.

Abdülhamid devrinde Hidiv İsmail görevden alınırken Nafiz Efendi görevine devam eder ve hatta onun da ölümüyle yerine oğlu Mehmed Âtıf Efendi geçer. Âtıf Efendi’den rahatsız olan Sultan Hamid ise onun süresini uzatmayarak yerine Abdullah Cemaleddin Efendi’yi görevlendirir. Mısır kadılığını umur-ı şer’iyyeden kabul ederek, İngilizlerin siyasi hamlelerine karşı, kurumun öneminin farkında olan Mısır Fevkalade Komiseri Ahmed Muhtar Paşa ise, İngilizler tarafından işleme konan ıslah-ı adliye nizamnamesini hukuk-ı mukaddese-i kübraya tecavüz olarak görür. 1891’de kanunla şer’i mahkemeler iptidai ve istinafİ olarak iki dereceli olarak organize edildi, İstanbul her ne kadar adlİ ıslah nizamnâmesinin akim kalmasını başarı saysa da Mısır’daki komiser ve Mısır kadısının İngilizlerin adli reformlar konusundaki girişimlerinin önüne geçilmesine dair uyarıları yeterince dikkate alınmadı. Aslında Mısır halkı şeri mahkemelerin reisi olan Mısır kadısının payitahttan atanmasına ve yetkilerine karşı değildi. İngilizlerin şeri mahkemeleri eskimiş ve kararlarını keyfi görmesine karşılık Mısır adli sistemi köklü bir değişime uğrasa da şeri mahkemeler temsili birer makam olarak geleneksel telakki içinde korunmaya çalışıldı. Sultan Hamid’in atadığı yeni kadı Reşid Efendi, Mısır idaresiyle bir takım problemler yaşadı ve nihayet İttihatçı hükümet görevini sonlandırdı. Mısır’ın son kadısı Medeni Mehmet Nuri Efendi, I. Dünya Savaşı patlak verene kadar görevine devam etti, harp ilanıyla tart edilerek görevi sona erdirildi.

Mısır eyaletinin İmparatorluk siyasi merkeziyle ile siyasi ilişkileri konusunda daha çok kopuşa giden süreç olan Hidiv II. Abbas Hilmi Paşa dönemine odaklanan İnce otonomiden bağımsızlığa giden süreçte vali ve hidivlerin politikalarını her iki idare açısından açıklamaya çalışıyor. Mısır vali-hidivlerinin Mısırın adli alandaki modernleşmesini Osmanlı İmparatorluğu’ndan siyasi bağımsızlık kazanma yolunda kullanılabilecek mühim bir mecra olarak telakki ettiğini ifade ederek Mısır’ın, Babıali bürokratlarından bu alanda kazanmayı başardığı ödünlerin ve ayrıcalıkların izlerini bu çalışmasında açıklığa kavuşturuyor. Mısır kadılığının Osmanlı sultan-halifesinin Mısır üzerindeki hükümranlık haklarını en yüksek seviyede temsil etmesi sebebiyle bu makamdaki kadıların reformlara karşı tutumlarını tespit etmeye çalışıyor. İdari ve siyasi alanda imparatorluk payitahtı ve eyalet merkezi arasındaki ilişkiler kimi zaman gergin seyretmesine rağmen etkileşim sürekli devam ediyor. Osmanlı’nın zayıflaması karşısında Mısır, dış müdahale ve Arap ulemasının Osmanlı hilafetine karşı muhalefet ile bunu bir fırsata çevirerek İslam dünyasına dini bir liderlik fikri için çalışsa da hidivler bu konuda başarılı olamıyor ve nihayet I. Dünya Savaşı ile bu çaba tamamıyla sona eriyor.

EDİTÖRDEN

SEMİNERLER

Vakıf faaliyetlerinin en gelenekseli olan seminerler, her yıl güz ve bahar dönemlerinde gerçekleşiyor.

DETAYLI BİLGİ


BİZİ TAKİP EDİN

Vakfımızla ilgili gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakabilirsiniz.