Solaris

Solaris'e ya da  kendimize ziyaret!
Stanislav Lem’ in aynı adlı eserini ilk defa beyaz perdeye aktaran Tarkovski çoğu filminde olduğu gibi bu filminde de dingin ve düşünsel bir girişle başlatır seyri.
Bizler bir taraftan tabiatın çarpıcı tabiiliğinde gezinmekteyken diğer taraftan hareket edebilen ve düşünebilen bir varlık olarak insanoğlunun kainatın sınırlarını arayışı ve bu arayışta ardında mühürleyerek bıraktığı kendi dünyasının izlerini görmeye başlamaktayız.
İnsanoğlu başka dünyalar, başka uygarlıklar peşindeyken kaçınılmaz bir biçimde yine kendi dünyasına yakalanır; Kris’in Solaris’e yolculuğunda olduğu gibi. Onun keşfedilmeyi ve anlamlandırılmayı bekleyen Solaris gezegenine yolculuğu, kendi dünyasında uykuya bırakılmış, vicdanında çözümlenmemiş hadiseler ile yüzleşmesiyle anlam kazanacaktır.
Yolculuğa çıkmadan önce Solaris’in eski ziyaretçilerinden olan bir pilotun deneyimlerini dinler, fakat anlattıklarını rasyonel akla aykırı bulur ve ciddiye almaz.
Pilotun yıllar önce yaptığı ziyaretin üzerine bilim adamlarının o yıllarda yaptığı oturumun kaydı verilir: Pilot, okyanus üzerinde gördüğünü söylediği dev büyüklüğündeki bebeğin varlığına onları inandıramamaktadır. Öyle ki görmedikleri ve bu yüzden anlamlandıramadıkları şeyi yok sayarcasına kayıtsız kalan bilim adamları karşısında kendi gördüklerinden şüphe eder gibi olur zaman zaman. Tarkovski film boyunca rasyonel akıl karşısında inanç ve metafizik ağırlıklı temalar ortaya koyarak bilim dünyasının görmezden geldiklerini, bir nevi açmazlarını ortaya koyar.
Farklı zaman algılayışlarıyla farklı düzlemlerde filmi seyrederken (filmin kendi zamanı, kaydı verilen görüntülerin zamanı, kendi içersinde bulunduğumuz zaman, yönetmenin zamanı) değişmeyen tek şey anlamlandırmaya çalıştığımız dünyamıza yolculuktur.
Kris inceleme yapmak üzere Solaris gezegenine doğru çıktığı yolculukta kendisinden önceki araştırmacılara katılacak ve tamamına yakınının bir okyanustan oluştuğu gizemli gezegenin sırrını çözmeye çalışacaktır. Fakat gezegende onu kimse karşılamaz. Daha sonra araştırmacıların rasyonel bilinçten uzaklaşmış, boşlukta sallanır gibi zaman geçirdiklerini görür. Böylece başlayan gariplikler karşısında sağduyulu olmaya çalışsa da sonunda o da okyanusun derin uykusuna dalar. Her uykuya dalışında, dünyadayken intihar eden karısı yanında belirir. İnsan en çok da uykudayken, düşlerinde yüzleşir vicdanıyla, bilinçaltına ittikleriyle, kör noktalarıyla…
Gezegendeki araştırmacılardan biri olan Gabrian’ın intiharı için “O korkudan değil utançtan öldü,” der arkadaşı Snaut. Böylece insanın yok saydığı, görmezden geldiği, yahut yüzleşemediği şeylerle karşı karşıya geldiğinde, utancının onu ölüme itecek kadar ağır olabileceğini düşündürür.    
Film Kris’in evine dönmesiyle biter. Son karede evinin okyanus üzerindeki adacıklardan biri gibi verilmesi, Solaris’in aslında en çok da insanın kendi iç dünyasından taşıdıklarıyla bir anlam ifade edebildiğini, bu yüzden insanın bir çıkış noktası olarak yalnızca dış dünyasındaki sınırlarını genişletme çabasının yeterli olmadığını gösterir.

EDİTÖRDEN

SEMİNERLER

Vakıf faaliyetlerinin en gelenekseli olan seminerler, her yıl güz ve bahar dönemlerinde gerçekleşiyor.

DETAYLI BİLGİ


BİZİ TAKİP EDİN

Vakfımızın düzenlediği programlardan (seminer, sempozyum, panel, vs.) haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakabilirsiniz.