Erken Modern Dönem İstanbul’unda Kadınlar

Fatma Tunç Yaşar

Türkiye Araştırmaları Merkezi tarafından düzenlenen Tez-Makale Sunumları’nın Kasım ayı konuğu Fatma Tunç Yaşar’dı. Kendisi Boğaziçi Üniversitesi Tarih bölümünde hazırlamış olduğu “Women in Early Modern İstanbul: The Use of Space” (Erken Modern Dönem İstanbul’unda Kadınlar: Mekân Kullanımı) başlıklı mastır tezini sundu. Öncelikle kadın tarihi çalışmalarını, marjindekilerin, ezilmişlerin ve sıradan insanların tarihini konu edinen son dönem tarih yazıcılığı çerçevesinde değerlendiren Tunç Yaşar, “mekân kullanımı” alt başlıklı çalışmasının aynı zamanda bir tür şehir tarihi çalışması olarak da değerlendirilebileceğini ifade etti.
Bu tez çalışması erken modern dönem Osmanlı kadının gündelik yaşamını mekânla ilişkisi bağlamında ele alıyor ve kadının en çok kullandığı mekândan en az kullandığı mekâna doğru hiyerarşik bir sıralama yapıyor. Bu bağlamda üç bölümden oluşan tez, sırasıyla mahrem bir alan olarak ev içi mekânı, yarı-mahrem bir alan olarak mahalleyi ve ortak kullanım alanları olarak mesire ve şenlikleri inceliyor. Ağırlıklı olarak birincil kaynakların kullanıldığı tez çalışmasında, şer’iyye sicilleri, tereke kayıtları, Cevdet Zaptiye ve Cevdet Belediye kayıtlarının yanı sıra vakıf defterleri, kronikler ve anılar kullanılmakta, görsel malzeme açısından da zengin olan bu çalışmada minyatürlere de geniş yer verilmektedir.
Kadınların ev içi mekân kullanımına dair kişinin ölümünden sonra yerel mahkemeler tarafından tutulan ve her türlü taşınır taşınmaz mal envanterinin kaydedildiği tereke kayıtları, kadının mekânı nasıl kullandığı, evde ne tür işler ile meşgul olduğu ve vaktini nasıl değerlendirdiği yönünde ipuçları vermektedir. Bunun yanında, hamam ve mesire malzemeleri kadının ev dışındaki yaşam alanlarına ışık tutarken, gayri-menkul kayıtları kadının sosyo-ekonomik statüsünü anlama noktasında yardımcı olmaktadır.
Ev içi mekânı kamusalın karşıtı “özel alan” olarak değil, “mahrem alan” olarak kabul eden bu tez çalışmasında evin fiziksel özellikleri ve mahremiyetin korunması arasındaki ilişki sorgulanıyor. Bu bağlamda evlerin önemli bir çoğunluğunun bir veya iki odalı olması ya da sanıldığı gibi her evin haremlik ve selamlık bölümlerinin olmayışı mahremiyetin olmadığı anlamına gelmeyebileceği ve mahremiyet ve fiziksel mekânın düzenlenmesi arasında yakın bir ilişki olmakla beraber, mekândan bağımsız, gelenek ve dinden tevarüs edilen bir mahremiyet telakkisi olduğu tartışılıyor.
Çalışmanın ikinci bölümünde ise yarı-mahrem alan olarak ele alınan mahalle organizasyonu içerisinde, Osmanlı kadınının sosyalleşmesinde önemli rol oynayan sokak, hamam ve yerel pazarlar konu edilmektedir. Kadınların bu mekânları kullanması ile ilgili olarak otorite tarafından getirilen sınırlamalar ve yasaklamalar ile birlikte mahallenin aslında yarı-mahrem bir alan olarak kadınların kullanımına açık olduğu ileri sürülüyor. Erkeğin aksine kadının ev dışına çıkması, döneme ait arşiv belgelerinde; uygun kıyafet, kendisine bir mahremin eşlik etmesi, belli bir maslahat-ı zarure olması gibi şartlara bağlanmış olsa da evin hemen dışını oluşturan sokak ve mahallenin buna istisna teşkil ettiği görülüyor. Buna ek olarak, hamama gitme ve alışveriş gibi aktivitelerin kadınlar için meşru bir sokağa çıkma gerekçesi olarak otoriteler tarafından kabul edildiği de müşahede edilmektedir.
Çalışmanın üçüncü bölümünde, ortak kullanım alanı olarak, mesire ve şenlikler incelenmektedir. Burada, yorucu ve sıkıcı şehir yaşamından uzaklaşmayı temsil eden bugünkü pikniklerden farklı olarak mesirelerin Osmanlı gündelik yaşamında bizzat şehir yaşamının bir parçası olduğu vurgulanmaktadır. İstanbul’da özellikle cami ve çeşme etrafında oluşan mesire alanları kadınların aktif olarak sosyal hayata katılmasını sağlamaktadır. Bununla birlikte, mesireler, ortak kullanım alanı olmaları ve fitneye mahal verme potansiyeli dolayısıyla sürekli olarak iktidarın gözetimi altında bulunmaktadır. Özellikle mesire yerlerinde kadınlar ve erkeklerin farklı mekânları kullanmaları ve münasip kılık kıyafet giyilmesi otoritelerce sürekli hatırlatılan hususlar arasında yer almaktadır. Mesireden farklı olarak şenlikler ise kadınların pasif izleyici durumunda olduğu mekânlardır. Bu bölümde kadınların Surnamelerde yer alan minyatürlerderesmediliş biçiminin sosyo-ekonomik ve gündelik hayatlarını ne kadar yansıtabileceği tartışıldı.

Sonuç olarak, bu çalışmada Osmanlı şehir kadınlarının gündelik yaşamlarında cinsiyet ve kamu-özel ayrımının ötesinde, gelenek, din, sosyo-ekonomik statü ve kültür gibi çok sayıda öğenin etkili olduğuna dikkat çekildi. Modernite öncesi döneme ait cinsiyete bağlı mekân ayrımının kadını dezavantajlı duruma düşüren bir olgu olmadığı bunun dönemsel bir olgu olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Sunum, katılımcıların katkı ve sorularıyla sona erdi.

EDİTÖRDEN

SEMİNERLER

Vakıf faaliyetlerinin en gelenekseli olan seminerler, her yıl güz ve bahar dönemlerinde gerçekleşiyor.

DETAYLI BİLGİ


BİZİ TAKİP EDİN

Vakfımızın düzenlediği programlardan (seminer, sempozyum, panel, vs.) haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakabilirsiniz.