On Yedinci yüzyılda Akdeniz’de Osmanlı Korsanlığı

Özgür Oral

Osmanlı ve korsanlık terimleri birçoğumuz için yan yana gelmesi mümkün olmayan terimlermiş gibi düşünülür. Bunun nedeni, biraz da western filmlerin etkisiyle, korsanlık teriminin zihinlerimize negatif/olumsuz bir terim olarak yerleşmesidir. Ancak Osmanlı denizcilik tarihine baktığımızda, Piri Reis, Salih Reis, Oruç Reis, Barbaros Hayrettin Paşa gibi on altıncı yüzyılın ilk yarısına damgasını vuran önemli isimlerin Akdeniz’de korsanlık faaliyetlerinde bulunduğunu görmekteyiz. Akademik olarak üzerinde yeterli çalışmaların mevcut olmadığı bakir alanlardan biri; Akdeniz’de korsanlık, özellikle de Osmanlı korsanlığı konusu. TAM’ın Aralık ayındaki Tez-Makale Sunumları’nda akademik olarak üzerinde çok fazla çalışılmamış, araştırılmayı bekleyen alanlardan biri olan Akdeniz’de korsanlık, özellikle de Osmanlı korsanlığı konusu üzerine yapılan ender çalışmalardan bir tanesini; Özgür Oral'ın Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde yaptığı araştırmalara dayanarak hazırladığı “XVII. Yüzyılda Akdeniz'de Osmanlı Korsanlığı” adlı yüksek lisans tezini dinledik.
Oturumun başında Akdeniz'deki korsanlık faaliyetlerinin tarihine değinen Özgür Oral, korsanlığın Roma döneminden beri var olduğunun üzerinde durarak, Kuzey Afrika'daki Müslüman korsanlara karşı Rodos, Malta ve Sardunya'da meskûn Hıristiyan korsanların mücadelelerinden bahsetti. İstanbul'un fethinden sonra özellikle Barbaros Hayreddin Paşa zamanında, Osmanlı Bahriyesinin güçlendiğinin, Akdeniz'deki etkinliğini artırarak var olan siyasî dengeleri değiştirdiğinin ve İnebahtı Savaşı’na kadar korsanlığın deniz akıncılığı, gaza gibi ideolojik kavramlarla meşrulaştırıldığının altını çizen Oral, korsanlığın yoğunlaştığı bölgelerle ilgili olarak da başta Kuzey Afrika olmak üzere, Ege adaları, Doğu Akdeniz, Adriyatik ve İspanya'nın ayrı bir yeri olduğunu; buralarda korsanların yelkenli tüccar gemilerini yağmalamada süratli ve çevik oldukları için kadırga denen kürekli gemileri kullandıklarını ve ayrıca yağmadan sonra ele geçirilen ganimetin ve esirlerin en yakın limanda paraya çevrilerek korsanlar arasında paylaşıldığını vurguladı.
Akdeniz'deki ticarî canlılığa bağlı olan korsanlığın, ticaret hacminin düştüğü dönemlerde Akdeniz dışına taşarak İngiltere, hatta İzlanda'ya kadar uzandığı, Akdeniz korsanlığının altın çağının XVII. yüzyılın ilk yarısında canlanan Akdeniz ticaretiyle Girit kuşatması arasındaki dönem olduğu, Oral’ın üzerinde durduğu diğer konular arasında yer almaktadır.   
 Özgür Oral, oturumun ikinci bölümünde XVII. yüzyılda korsanlığın Osmanlı idaresine, yani Osmanlı devlet belgelerine yansıyan bölümünü anlattı. Oral’ın belirttiği üzere, bu belgelerin en önemlileri ahidnamelerdir. Dar'ul sulh durumunda olan devletlerle yapılan anlaşmalarda korsanlık için hususî maddeler bulunmaktadır. Tezin ana kaynaklarından birisi de bu maddelere mugayir davranışların yarattığı durumlardır. Dar'ül harp durumunda olan devletlere karşı yapılan korsanlık faaliyetleri, Osmanlı Devleti için bir sorun teşkil etmemektedir. Korsanlık hususunu ihtiva eden ilk ahidnâme 1569'da Fransa'ya verilen ahidnâmedir ve bu ahidnâme korsanlıkla ele geçirilen Fransız esirlerin serbest bırakılmasıyla ilgili bir maddeyi haizdir. Daha sonra bu maddeler Hollanda'yla 1612'de, Girit kuşatması sonrasında Venedik'le 1670'de, İngiltere'yle 1675'de yapılan anlaşmalara da eklenmiştir. Bu maddeler, korsanlığın bu ülkelerce de tabiî karşılandığını göstermektedir. Mesela; Hollanda'yla yapılan anlaşmanın maddeleri arasında Kuzey Afrikalı korsanların Hollanda limanlarından, Hollanda gemilerinin ise Kuzey Afrika limanlarından faydalanması ile ilgili bir madde mevcuttur.
Oral’a göre Osmanlı Devleti’nin korsanlıkla olan ilişkisini, devletin korsanları korsanların da kendilerini nasıl gördüklerini ahidnâmeler dışında Osmanlı arşiv belgelerine dayanarak açıklamak da mümkündür. Mesela Osmanlı donanmasında vazifeli olmayan reislerin Osmanlı idaresinden "din uğruna cenk etmek" için gemi ve mühimmat talebini ihtiva eden arzlar buna bir örnektir.
Özgür Oral son olarak kendine yöneltilen sorular çerçevesinde, daha önce çeşitli Batılı tarihçilerin yaptığı araştırmaların Osmanlı arşivlerinden faydalanmadığı için eksik olduğuna dikkat çekti. Hem mevcut çalışmalardaki bu eksikler hem de henüz konuya dair çok fazla araştırma olmaması dolayısıyla Oral’ın da işaret ettiği gibi, bu alanda yapılacak araştırmalarda Osmanlı arşivleri yanında Venedik ve İspanya gibi yabancı ülke arşivlerinden de faydalanılarak konuyu ihata edecek mukayeseli yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.
 

EDİTÖRDEN

SEMİNERLER

Vakıf faaliyetlerinin en gelenekseli olan seminerler, her yıl güz ve bahar dönemlerinde gerçekleşiyor.

DETAYLI BİLGİ


BİZİ TAKİP EDİN

Vakfımızın düzenlediği programlardan (seminer, sempozyum, panel, vs.) haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakabilirsiniz.