Son Dönem Osmanlısında Tercüme ve Kültürel Etkisi

Haşim Koç

Şubat ayı Tez-Makale Sunumları programında Haşim Koç, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde bitirdiği “Cultural Repertoire as a Network of Translated Texts: New Literature after Tanzimat (1830-1870)/(Tercüme Metinlerin Oluşturduğu Kültür Repertuarı: Tanzimat Sonrası Yeni Edebiyat (1830-1870))” başlıklı yüksek lisans tezini sundu.
Son dönem Osmanlı’da yapılan tercümeler yoluyla topluma aktarılan kültür kodlarını ve bunların toplum hayatı üzerindeki etkilerini inceleyen tezin üç ana bölümden müteşekkil olduğunu ifade eden Koç, çalışmasında ilk olarak Osmanlı’da tercüme kavramının nasıl algılandığına ve ne tür tercüme faaliyetlerinde bulunulduğuna ilişkin tarihsel arkaplana yer verdi. Bu bölümde Lale Devri’ndeki gelişmeleri ve 1821’de kurulan Babıali Tercüme Odası’nı ele alarak, bu kurumun, sağladığı yabancı dil eğitimi ve Osmanlı hariciyesinde istihdam imkânları sayesinde Osmanlı’daki modernleşme çabalarının mimarı olan figürlerin bir şekilde rahle-i tedrisinden geçtiği bir müessese olduğunu belirtti. 
İkinci bölümde, Tanzimat’la ve çeviri faaliyetleriyle yaşanan üslup dönüşümünü Itamar Even-Zohar’ın repertuar kavramıyla açıklayan Koç, edebiyatın salt bir estetik uğraş değil, sosyal hayatın bir yansıması, repertuarın da “ihtimallerin tümünün toplamı” olması yönüyle muhatabına oldukça geniş bir seçim şansı sunan bir bütünlük olduğuna işaret etti. Repertuarın kendiliğinden ortaya çıkan bir süreç değil bilinçli bir oluşum süreci olduğu üzerinde durduktan sonra tercümelerle yaşanan dönüşümün izlerini takip ettiği kaynaklara değinen Haşim Koç, burada sözlükleri, çocuklar için yazılan mükaleme kitaplarını, basındaki haberleri, salnameleri ve eğitim kurumlarının müfredatlarını incelediğini belirtti.
Öte taraftan sözkonusu çeviriler nedeniyle Osmanlı toplumunda başgösteren dört yeni ifade tarzının (felsefî diyaloglar/muhaverat-ı hikemiye, tercüme-i manzumeler, romanlar ve tiyatro oyunları), yeni anlayışlar ve pratikleri de beraberinde getirdiğini, ilki 1838’de oynanan çeviri tiyatronun zamanla baskın bir eğlence biçimi haline geldiği ve 1870’e gelindiğinde dört yüze yakın oyunun telif edilip oynandığı örneği ile açıkladı.
Tezinin üçüncü bölümünde tercümelerin oluşan yeni repertuara etkisini inceleyen Koç, bu bölümde takip ettiği metodolojiyle ilgili olarak, çeviri çalışmalarında 1970’lerde ortaya çıkan ve çeviriyi sadece hedef metnin orijinal metni karşılaması olarak değil, kültürdeki etkisi ve rolüyle değerlendiren ve kültürel alandaki gelişmeleri çeviriyle bütünleştirmeye çalışan yeni anlayışın çerçevesini kullandığını ifade etti. Bu yüzden, “Kim, neyi, ne zaman, nasıl, niçin böyle çevirdi?” sorularını merkeze alarak çevirmenlerin benimsedikleri çeviri stratejilerinin o dönemki toplumsal bağlamda nereye oturduğunu araştırdığını belirtti.
Bu çerçevede ilk çevirmenlerin daha didaktik eserler çevirdiğini ve çevirilerinde de orijinal metne sadık kalmaktan ziyade metni Osmanlılaştırdıklarını ileri sürdü. Bunun, Ahmet Vefik, Ahmet Mithat gibi isimlerin yabancı bir kültürden bir parçayı kendi kültürlerine taşıdıklarının bilincinde olduklarını gösterdiğini, fakat 1880’lere gelindiğinde orijinal metne harfbeharf sadık kalmanın öne çıktığını dile getirdi. Nihayetinde, çeviri çalışmalarının hayranlık duygusu içinde basit bir kopyalama olmadığı, Osmanlı reformcularının zihnindeki değişen ve çatışan eski-yeni değerlerin bir yansıması olarak okunabileceği sonucuna varan Koç’a göre repertuar da bu yansımalardan izler taşımakta. Bu anlamda mütercimler seçici davranmakta ve kendilerinden sonra gelen kültüre de zemin teşkil ederler. Mesela Yusuf Kamil Paşa Telemak romanının Osmanlı kültürüyle çatışan kısmını çevirmemiştir. Felsefî tercümeler de çok geç başlamış, Hegel bile çevrilmemiştir. Koç, bu olguyu dönemin entelektüellerinin felsefî gelişmelerden haberdar olmamalarıyla değil, hâlâ kendilerine ve felsefelerine güvenlerini kaybetmemiş olmalarıyla açıklamaktadır. Nitekim reformcuların aynı dönemlerde tıp alanındaki yeni gelişmeleri çok yakından takip ettikleri, İtalyanca’dan dahi tercümeler yaptıkları görülmektedir.
Tez sunumunun ardından katılımcıların sorularıyla genişleyen ve açılan oturum Haşim Koç’un verdiği cevaplarla hitama erdi.

EDİTÖRDEN

SEMİNERLER

Vakıf faaliyetlerinin en gelenekseli olan seminerler, her yıl güz ve bahar dönemlerinde gerçekleşiyor.

DETAYLI BİLGİ


BİZİ TAKİP EDİN

Vakfımızın düzenlediği programlardan (seminer, sempozyum, panel, vs.) haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakabilirsiniz.