İran’da Yenilikçi Dinî Düşünce Hareketi

Asiye Tığlı

1 Şubat 2014

Değerlendirme: Tuğba Demir

Medeniyet Araştırmaları Merkezi’nin Tezgâhtakiler programının şubat ayındaki ilk konuşmacısı Asiye Tığlı oldu. Tığlı, yakın zamanda tamamladığı doktora tezi çerçevesinde İran’da reformist dinî düşünce üzerine bir sunum gerçekleştirdi. Tığlı sunumuna, İran ve Türkiye’nin kültürel, geleneksel ve coğrafi yakınlığı ile başladı. Komşusu olduğumuz İran’ın hem tarihsel hem de dinî açıdan ortaklıklarımızın olduğu bir ülke olması nedeniyle bizim için ayrı bir öneme sahip olduğuna ve bunun yanında 1979 İran devrimi tüm dünyada ilgi ve heyecanla karşılanmış ve her zaman dünya gündemindeki yerini koruduğuna dikkat çekti. Asiye Tığlı özellikle devrimden sonra İran’da dinî düşünce anlamında neler değiştiğini ve devrim sonrası dinî düşüncede yeni arayışları masaya yatırdı.

Tığlı “yenilikçi düşünce hareketi” tabirini, modern fikriyattan, aydınlanmadan, post-modern akımlardan etkilenen dindar, yenilikçi aydınları (ruşen fikr) tanımlamak için kullandığını söyledi. Bu hareketin oluşumunda Batılı düşüncelerin yanında, İran’a has olan Şii tecrübe, ulemanın hakimiyeti, devrim gibi deneyimler de etkili olmuştur. Bu bağlamda, Tığlı’ya göre İran’da aydın tipolojisine bakıldığında, seküler, milliyetçi ve dindar olmak üzere üç grup ortaya çıkar.

Seküler aydın tipi, tıpkı Osmanlı’daki Jöntürk hareketi gibi, 1900’lü yılların başında Batı’da eğitim gören bir grup aydının geri kalmışlığın nedeni olarak dini görmesi ve buna çare olarak seküler düşünce ve kurumların inşasını talep eden gruptur. Bu aydınlar yoluyla din ve modernlik çatışması başlar ve bir çok alim kendilerini bu çatışmanın tarafı olarak bulur.

1930’lu yıllarda etkisini hissettiren Marksizm’e bir tepki olarak milliyetçi aydın tipi yükseldi. Sol düşüncenin etkisinde Ali Şeriati ve Mehdi Bazergan kitleleri etkiledi. Hatta 1940’lı yıllarda komünist Tudeh Partisi, Musaddık yönetimi ele geçirdi. Daha sonra tekrar Batı yanlısı, milliyetçi Muhammed Rıza Pehlevi yönetimi ele geçirdi. Pehlevi saltanatının baskıcı modernleşmesi ulema üzerinde büyük bir baskı uyguladı. Bu baskılar karşısında ulema yeni arayışlara girdi ve dindar aydın sınıfı ortaya çıktı. Ulema sınıfı hiç olmadığı kadar siyasete yakınlaştı. Bu aydınlardan Seyyid Ali Ekber, Ahmet Kesrevi gibi bazıları hurafelerle dolu geleneksel Şii inancını eleştirdiler. Yine Ali Şeriati, dinin özüne dönme çağrısı ile büyük dikkat çekiyordu. Bir yandan hurafeler ile mücadele verirken, öte yandan Batı’ya ve Şah rejimine karşı iman ve eylem ile harekete geçmeyi öğütlüyordu. Şeriati’nin “Sizi rahatsız etmeye geldim” sloganı bu devrimci eylem düşüncesini sembolize ediyor ve genç nesilden bir çok taraftartopluyordu. Şeriati devrimi göremeden şehit oldu, fakat ardından Ayetullah Humeyni velâyet-i fakih kuramını geliştirerek devrime giden yolu hazırladı. Velâyet-i fakih kuramına göre gaib imam mehdinin dönüşüne kadar alimler onun naibi olarak işlev görebilirler. İran İslâm yönetiminin en üst mercii de velâyet-i fakihtir.

İran İslâm devrimine giden süreçte, birçok farklı görüşten grup Şah rejimine karşı işbirliği yaptı. Fakat devrimden sonra birçok muhalefet odağı oluşmaya başladı. Eleştirilerin İslâmî kanadında en göze çarpan figür Abdülkerim Suruş’tur. Suruş’un önerdiği kabz-bast teorisine göre, şer’i hükümlere mutlak gerçeklik muamelesi yapmamak gerekir, dinin sabit değişmez bir özü vardır (kabz) fakat büyük kısmı tarihsel olarak değişip, yorumlanabilir (bast). Dinin zati yön, manevi yönü tevhit ve nübüvvettir, arızi değişebilir yönü ise şer’i, şekli kurallar ve uygulamalardır. Suruş’a göre nebevi tecrübe kapısı kapanmamıştır. Kian dergisi bu hareketin kaynaklarından biri olmuştur. Sol kanattan öne çıkan figür ise, devrimi desteklemiş ve hatta Humeyni’nin görevlendirmesiyle ilk geçici hükümeti kurmuş Mehdi Bazergan’dır. Fakat bir yıl sonra istifa edip, İran devriminin despotik tutumlarına karşı eleştirel bir tavır almıştır.

Şebüsteri ise Marksizm’i eleştirerek başladı ve yenilikçi dinî düşünce akımı içerisinde yer aldı. Medrese eğitimi alan Şebüsteri, 70-78 arasında Almanya’da eğitim gördü ve hermenötikçi filozoflardan etkilendi. Peygamberin vahiy tecrübesinin ifadesi olan Kur’an’ın hermenötik incelemeye açık ve yorumlanabilir olduğunu, dinin bir ideolojiye dönüştürülemeyeceğini ileri sürdü. Tevhit, iman ve özgürlük kavramlarını vurguladı.

Bir başka eleştirel aydın olan Muhsin Kediver, velâyet-i fakih kuramını eleştirir. Bu kuramın ne vahiyde ne de Şii gelenekte mevcut olmadığını iddia eder. Kediver daha sonra ulema-i ebrâr nazariyesini geliştirir. İnsan haklarına, adalet ve özgürlüğe dayalı bir anayasaya vurgu yaparak, tarihsel İslâm’dan manevi İslâm’a geçişi savundu.

Daha demokratik kişiliği ile öne çıkan aydın Melikyan ise, yenilikçi dinî düşünceyi çok fazla siyasal olarak görüp, onları siyaset-zede olarak adlandırır ve buna karşı bireye vurgu yapar. Dinin özü olarak maneviyatı görür ve akılcılık ile manevi arınmayı öne çıkarır. Melikyan’ın fikirleri zamanla ahlâka dayalı felsefi bir sekülerizme doğru evrilir.

Tığlı, sunumunda modern İslâm düşüncesinin İran’daki serüvenini önemli simalar üzerinden bu şekilde aktardı. İran’da yenilikçi hareketin temel özelliklerinin; gelenek karşıtlığı, akıl ve aydınlanma, yorum, hermenötik, tecrübeye vurgu, tarihsellik, dinin özü ve tarihsel biçimleri ayrımı, siyasi baskı karşıtlığı, özgürlük fikri, çok seslilik ve demokrasi savunusu gibi temel fikirler etrafında şekillendiğini altını çizdi.

EDİTÖRDEN

SEMİNERLER

Vakıf faaliyetlerinin en gelenekseli olan seminerler, her yıl güz ve bahar dönemlerinde gerçekleşiyor.

DETAYLI BİLGİ


BİZİ TAKİP EDİN

Vakfımızın düzenlediği programlardan (seminer, sempozyum, panel, vs.) haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakabilirsiniz.